İbrahim BAYSU - sR___ - Blogcu
SENİ SEVMEKTİR SENİ SEVMEK SESLİ SİİRİM

Galiba Ben Sevmiştim

Satırlar dilsizdir!

Sen tercüme et kendine bu saçmalığı.

 

Atamazsın

Atsan uzaklaşamazsın

Uzaklaşsan yapamazsın

Koy bir kenara

Atasözlerine aldan

Belki bir gün lazım olur

 

 

 

  

 

Bu mektup sana!

 

 

 

 Adını alfabeden uyduramadım!

Tarifini ise hiç yapamadım

Nerde dediler

Uzakta dedim

Dünya yalan

Dünyada diyemedim

Belki bir yıldız

Beklide o kızgın güneş

Fark edilme diye sana hiç aldırmadım

 

 

 

Yalnız aşk!

 

 

Yalnız sevmek!

 

 

Yalnız sen!

 

Belki bir gün ben!

 

 

 

  

Gözlerime bakma lütfen!

Çırılçıplağım utanıyorum.

Ayrılık şarkısı çalma lütfen!

Sonu beni de bitiriyor.

Daha uzaklaşma

Olan varlığın yetmiyor

Bu tarafa gel

Gel uzaklaşma

Olmadığım yer bana da uzak

 

Benliğim sürüklenirken bilinmezliğe doğru buhranlarında geçmişe dair düşüncelerimin. Kalp yorgun beden yorgun ruhumsa kaybolmuş düşünüşlerimde. Bin parça olmuşum, her bir parçam yapayalnız. Hepsi ayrı dünyada, olmuş binlerce dünya. Odam bir yalnızlık rıhtımı, kayıp her parçam kendimden uzakta!

 

Çok uzak olduğum kendime!

Kendime de bir şiir yazarım ben!

Ağlama!

Ağlarsan duyamam

Ağlama uzağım

Uzağım saramam

Ağır gelir burada duramam

Düşmesin gözlerinden tek damla yaş

Sana kıyamam.

 

Çok uzak olduğum kendime!

Beklide başkasından bana!

Benden başkasına.

Kim bilir?

 

Kendime sığdıramadığım her cümlem bir şiir oluyor bilmeyene anlamayana.

Ve ben sadece sıradan acılı şiirler yazan bir şair oluyorum anlatmak isterken dertlerimi!

 

Suç anlamayanın mı?

Anlatamayanın mı?

Belki de suç bizim!

 

Haberin var mı diyebileceğim o kadar çok hiç kimsem var ki. Seçme lüksünde hiçbir şey anlatamadan bitiriyorum tüm dert sohbetlerimi. Yarın bugünü turuncuya boyarken ben iple çekiyorum gecenin karasını. Dudaklarımdan sızıyor artık içimdekiler. İçimden firar ediyorum kendimden.

 

Yavaş-yavaş süzülüyorum kalbimden

Bakma anlamazsın halimden

Adına saklı

Sen bakışlı

Gel de pişmanlığımı al

Kolaysa aç kafeslerin kapılarını

Beni göklere sal

Özgürce uçayım

Beni bana sal

Hayata sırıtayım

 

Her ayrılık şiiri şairin ölümüdür!

Beni çok öldürüyorsun!

 

Bir kimlik kazanamıyor senden sonra akan gözyaşlarım. Çepeçevre kuşatan acıların ve hasretlerin bir kimlik kazanamadı hala.

Her acı

Her gözyaşı

Hep bana kalıyor

Hep benim kimliğimde ağlıyor

Bu sevdanın ayrılıktan arta kalan yanları

 

Koşmalı!

Koşup yetişmeli!

Yetişmeli, yetişip çıkarmalı tüm sen acılarını içerimden. Daha fazla uzaklaşmadan kendimden, koşmalı yetişmeli.  Böyle gözlerimden akarak bitmeyecek. Boşuna bekliyorum. Boşuna bekliyoruz bu ayrılık bende anlamını yitiriyor. Ben senden ayrılamıyorum.

 

Aşk!

Severek seni sevmek!

Tatlı gelmesi tüm denizlerin

Ve bir elma şeker gibi yalamak gözyaşlarıma bulanmış yanaklarımı.

Değer kazanması senin için atılan adımların

Unutulmaması senli hiçbir anın

Takvimlerde kokunu duymak

Yerli yersiz bir sürü korkuyu yaşamak seni düşünürken

Ama sevmek işte

Sevmek!

Sadece altı harfle binlerce cümleyi anlatan sevmek!

Unutmak hayata dair tüm umutları

Tüm şikayetleri unutmak

Ve hayal meyal yaşamak sen kokan binlerce planda, ümitte, adına yakında denilen onca uzak limanda…

 

Şimdi ise hanilerde keşkeler de yitip gidiyor tüm yaşanmışlıklarımız. Kaç intihar fikri varsa enjekte ediyor tüm şarkılar beynimden içeri. Kapılıp gidiyorum bazen sensizliğin bile unutulduğu düşünce buhranlarımda ölüme doğru.

Bildiğim ne kadar keşke varsa şimdi hepsi bizim oldu.

Belki de benim!

Belki de bize dair her şey sahipsiz

Öksüz artık!

 

Biz hangi Allaha yemin ettikte!

Ayrılık diyerek ayırdık tüm yeminleri kendimizden. Hangi şehrin hangi rüzgarına kapılıp da yalana yalan katarak bir-bir uzak ettik her yeminimizi. Adına ayrılık diyecek kadar ne yaptık. Ruhlarımız et–tırnak olmuşken biz nasıl lime-lime doğradık onca yeminli dilimizi. Gözlerimiz bile sevişirken nasıl oldu da sen orda ben burada oldum.

 

Şimdi ne hayal kuruyorum

Nede yemin ediyorum.

Meğer

Sevmek sevende.

Sana ait ne kadar kahkaha varsa,

Gidende kalırmış.

 

Meğer aşk!

Kendini arkada bırakmakmış.

 

Şimdilerde!

 

Ağlanası anlarımdan benler gezer odamda.

Her bir yıkıntım ayaklarıma dolanır.

Yıkıntılarımda yıkılır kalırım.

 

 

Hatırlar mısın?

 

Bakar kalırdım

Takılırdım

Takılır kalırdım

Her kalışımda

Sana alışırdım

 

Alışmışım bırakamıyorum

Çok anı var atamıyorum






Her gidişle kaldın bende!
Gururun kovduğu
Aşkın kal diye yalvardığı bir gitmekti senin ki
Hep bir yanımdaydın

Ben öpmek isterdim

Gurur tutardı

Ben kovmak isterdim

Aşk yağmura dönerdi

Bazen siyah beyaz bir kabus

Bazen renkli bir hayal

Bazen acıtan

Bazen acıyan

Kal deyince kalmayan

Kovunca uzaklaşmayan

 

Bilirim unutmam gerek seni

Ama kolay değil bir kalemde silip atmak her şeyimi

 

Galiba ben sevmişim!

 

İbrahim BAYSU

 

23 – 08 – 2009        16 – 23

Kadıköy

 

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…

sR___



22/9/2009 | Kategori: Sa_maliklarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Unuttular Kadını - Bir kadındı o!



Aynı akşamların insanlarından süzülen aynı ağlamalara merhaba!

Başka yerde gülen

Başka yerde yaşayan

Aynı yerde ağlayan

Aynı yerde akşamlayan insanlar merhaba size.

 

 

 

 

Sürekli eskiyen bir zaman içinde…

 

 

 

Yuvalarına döndü kuşlar

Dağıldı kalabalıklar

Güneş başka yerde şimdi

Gecelerde gece

Notalar biraz kederli

Acılar ‘’keşke’’ işlemeli

Had safhada geziyor pişmanlıklar

 

Gecenin astarı beş para etmiyor

Gözyaşlarını gizlemekten başka

 

Papatyalar koyu renge büründü çoktan

Deniz masmavi denmiyor

Kapkara

Onunda gündüzü kalmamış

 

Bir kadın ağlıyor uzaklarda

İstanbul yağmurlu bugün diyorlar

Ve gök gürültülü

 

Uzakta bir kadın ağlarken

Bugün yağmur yağdığına inandıramazlar beni

Hıçkırıklar ne zaman gök gürültüsü oldu?

Hıçkıra-hıçkıra ağlayan çocuklar

Ne zaman korkar oldu hıçkırıklardan?

İstanbul bu kez de herkesi kandırdı

Gerçeği bilen ben

Bir kadının gözyaşlarının da

Çaresizdim

Ve kendimi kandıramadım

 

 

 

 

Bir kadındı o!

Bembeyaz teni

Ela gözleri uzak bakan

Hayatın tek bir saniye olduğunu bilen

Uzun ve bembeyaz elleri olan bir kadındı o.

 

Güzelliğin icra edildiği uzak yerlere uzaktı o.

Ve mutluluğa da!

Güzelliğe doymuş saf bedeni, başkalaşmış güzellikler içinde pek başkaydı. Ruhunun sıkça melankolikleştiği gözlerden kaçmıyor, sanki içinden çarmıha geriliyordu.

Ve bir kadın her gün İsa oluyor savaşını sürdüremeden silinip gidiyordu. Göğe de yükselmeden.

 

Yalana katılmış gülümsemelerinin fazlalığı çoktan çok fazlaydı. Yalan gözlerin yalandan gülmelerindeki çokluk aşikardı. Acılarının aziz gururu, ortaya saçılmasını engelliyor dağılmasına mani olarak sıkı-sıkı sarıyordu yaşanmış ya da yaşanacak her türlü acısını kadının. Lakin kulaklar duymasa da gözler daima görüyordu. Bulunduğu her yerde sıkça saate bakan ve pekala can sıkıntılarıyla savaştığı her halinden belli olan bu beyaz elli kadının uzaktan seyri, gülüşlerinin altındaki sahteliği anlamak pek güç gerektiren bir şey değildi. Bir yerden bir şekilde kontrol edilen büyüleyici kuklalar gibi cansız ve ruhsuzdu. Kalabalıklar arasında tek kaldığında yanına gelenlerin bir iki sefer seslenmeleriyle yahut da dokunmalarıyla irkilen ve kendine gelebilen

 

beyaz elli kadın.

 

Gözlerini henüz gerçekten hiç açmamıştı.

Açmamışlardı.

Açılamamıştı o gözler.

 

Kadın kalbinden

Dinleyin bu ses derinden

 

‘’Mutsuzum

Umutsuz

Umutsuzum

Bakma gözlerime

Onlar hep birer dün

Bilincim yarın bilmez

Adımlarım benden öte gitmez

Duaların anlamı hep bitsin diye bugün

Ömür değil mi zaten bugün

Bugünde acıysa

Yarından umut yoksa

Niye bekliyorum

Yaşamak niye?’’

 

 

 

Mutsuzlukla baş başa bırakılmış bembeyaz bir tuvali andıran güzel yüzü hayat gibi acemi bir ressamın en acı fırça darbelerine dayanmakla meşguldü.

Belki dayanmıyor

Belki de isyanları çok kısık sesliydi

Kimse duymuyordu

 

Kafese konmuş gibi geçtiği her yeri tanıyor ve sanki dar geliyordu bu dünya. Nerede gezerse gezsin hep aynı kafeste volta atmak kayda değer bir hatıra değildi onun için. Adımlarının uzun ve kısa olması hiçbir şeyi değiştirmiyordu.

 

Oysa içinde sadece bir parça tebessüm, ekmek ve su olan bir metrekarelik bir ada ona cenneti!

 

Kaçmalıydı belki ama

Gidebilecek bir adresi de yoktu zaten.

Amma velakin mutsuzluk solunan havaydı onun dünyasında

Öyle olmuştu

Öyle yapmışlardı

 

 

Yalnız attığı her adımın üstünde ayakkabılarının burnuna odaklanmış bükük boynundaki ela gözleri hep simsiyah kesilir esmerleşirdi beyaz teninde…

 

Sıcaklığını kaybetmiş elleri ne zaman alnına değse boncuk-boncuk terler boşanır, uçurum kıyılarında ki rüzgarlar da savrulurdu. Aklı ve kalbi ile görebilmekten kurtulamamış bilincinin paradoxlarında ki her durgunluğu bir intiharın arta kalan sessizliği kadar keskin ve hayata karşı kayıtsızdı.

 

Kadınlar ağlardı

Geçmişte ıslaktı

Gelecekte, umutsuzluğun karabulutları altında büyük gürültülerden sonra gelecek yağmurlardan sırılsıklam olacağını belli eder gibiydi.

 

Pantolonu pantolon yapanın erkek sayıldığı bir dünyada

Kitaplardan ve sinema filmlerinin dışında kadın olmak ölümsüzlük kadar zor bir ihtimaldi.

 

Olağan her şey olağan dışı ve anormal sayılıyor

 

Kadın uzunca bir kulenin tepesindeki mutluluğu taşıyan en alt temeli gibi ağır bir yükün altındaydı.

 

Bir kadının dalan gözlerinde cenneti bile bulabilmenin muammasını kavramak kaç yiğidin harcı acaba bu dünyada! Kaç kadını ağlatarak toplum ve olgunluk diyarlarında hüküm sürdürür bir erkek? Pantolon giymek ve tıraş olmaktan başka erkeklikten bihaber olan insancıkların kadın demeyi bilmeden kadınları yaşama sanatı daha kaç yüz bin yıl sürecek?

Ve kadın ne zaman çocuk doğurmaktan başka zaman kadın olacak?

Kadını anlatmak için yazılan yüz binlerce kitabın ve var olan milyonlarca teorinin hiçbir meyve vermeden solup gitmesine kim dur diyecek?

 

Artık bu sözlerde geçmiş değil mi?

 

Kadın neydi?

Ne zaman neredeydi?

 

Zaman buz kesilmişti daha doğarken.

Kadın hiç yaşlanmıyor sadece teni buruşuyordu

Düşünün!

Bir kadına on beş yaşında da sevgi sözcükleri söylerseniz gözleri parlar ışıl-ışıl olur yetmiş yaşında da söylerseniz yine aynı güzelliğe bürünür.

 

Donup kalmış zamanından kendisine sürekli geleceğini düşündüğü mutluluğun hayalleriyle yaşar kadın.

Tüm mutluluklar ona varmak için yarışır, bitiş çizgisine az kalırdı her zaman. Mutluluk en önde bitiş çizgisinin bir gölge uzaklığı kadar yakınlaşmış yarışı devam ettirirdi.

 

Ki erkek bitiş çizgisini iri cüssesiyle tutup hızlı ve büyük adımlar atarak uzaklaştırır, mutluluk hiçbir zaman varamazdı bitişe.

 

Her hayali taş kesilirdi kadının ve hayallere bu kadar düşkün olan bir canlı olan kadın putperest kesilir def edilirdi kalbinde yarım kalmış hayallerle. Çırılçıplak bedeniyle çöllerin sarısına atılıp kavrulmaya bırakılan kadını ferahlatan tek şey hayalleridir, asla seraplar değil. Zarif parmaklarını göğe kaldırsa güneş ağlar susuzluğuna merhem olmak isterdi.

Ta ki erkeğin gölgesi üstünde belirene kadar…

Erkekler tarafından, kabalığında seçici bir özen gösterilen kelimelerin bile naza çekilerek savrulması kadına sıkılan bir kurşundur.

 

Kadın en çok yüzüne alır tüm darbeyi ve ardı arkası morluktan başka bir şey değildir erkek için. Oysa kıpkırmızı olan kalp simsiyah olur ve zamanla ciltle birlikte düşüncelerde bakışlarda esmerler kapkara kesilir. Hayat gözlerden etrafa yayılan umutlu bakışlardan ve güzel düşüncenin ortalığa yaydığı kendine güvenden yola çıkılarak kazanılan bir oyun gibidir erkek ve kadın arasında.

 

Erkek kadına seni seviyorum der kadın sessizce susar belki içinden kızar erkeğine.

Basitlemiş bu kısacık cümle nasıl tarif eder sana sevgimi der gibi bakar, bende der.

Evet bende!

Bir kadın içinde bende demek öyle kısaca üstüne durulup bir kenara atılacak sıradan bir karşı cevap değildir.

 

Sevdim seni

Sevgi bende

Sende yaşıyorum

Hayat bende

Savaşıyorum

Seni alan yokluklarla

Güç bende

Alfabe susar ben konuşursam

Aşkın imlası bende

Sen erkeksin seviyorsun

Ama aşk bende

Çünkü ben kadınım

Çünkü seni ben doğurdum

Tanrı bile ayaklarımın altına cenneti verdi

Sen peygamberdin ama ben annendim

Her şey bende

Çünkü sen çıkıp giderken bırakılanlar hep bende kalır

Sana şiirler yazdırır

Bana baktığında anda bin parça olur kalırsın

Her parçan ben olurum

Tek minik bir parçanı bile esirgemezsin benden

Ben konuşurken sana bakar

Sözlerimin yüzündeki tesirini anlamaya çalışırken

Sen sözlerini sarf ettiğin zaman

Sigaranla ya da çevrenle meşgulsündür

Ben kadınım

Çünkü ben

Senin başladığın ve bittiğin ilk ve son durağım

Ben senden çok yaşarım

Sen daha çocukken ben filizlenir

Yüzüm kışa dönerken sen baharın kollarında bir papatyasındır

Oysa ben çoktan dağların zirvesinde

Acıyla karışık bir biçimde ama cesurca açarım kollarımı

Tüm acılara göğüs gerip gel de sar

Tüm soğuk iklimleri yaza çevir diye

Ben senin ikinci baharında olurum

Sen erkeğim olarak kollarımda ölürsün

Ben senin mezarın başında en sevdiğin çiçek olur

Tuzunu eler gözyaşlarımla beslerim toprağını

Aynada seni görür

Ruhunu bende yaşatırım

Belki adım

Yaşım

Saçımın rengi

Boyum değişir

Ama ben hep aynıyımdır

Kadınımdır

 

Eğer anlamasını biliyorsan

Anla

 

Çünkü ben kadınım

 

 

Yalnız unuttular kadını.

Truva destanını unuttular

Yenilmişte olsalar Truvalılar

Bir kadın için savaşmak kadar cesurdular

 

Yalnız zamane insanları

Truva’yı da

Kadını da

Unuttular

 

Çok şeyi unuttular…

 

 

 

Eski bir söz derki ‘’ kadınlar kulaklarıyla erkekler gözleriyle sever’’

Bu söz hala tazeliğini koruyor

Suçlu kim acaba?

 

 

 

Bir erkekten kendine

Bir kadın için

Hepsine

 

Vur yoluna gülüşlerini

Gülerken

Görsün seni

Üzülmesin giderken

El salla dur durak bilmeden 

Birde su sal ardından

Belki döner diye

Ya da gelsin diye

 

Örflerini adetlerini sırala

Bez parçalarıyla donat ağaçları

Muskalar yazdır!

Hacılara hocalara

Teni buruş-buruş ihtiyar kadınlara

Altın dişli

İri küpeli

Esmer tenli falcılara koş

Ne kadar biliyorsan yap

Belki döner diye

Ya da gelsin diye

 

 

İbrahim BAYSU

 

13 – 09 – 2009        18 – 55

 

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…

sR___

 

16/9/2009 | Kategori: Can Canim Canimcim Cancagizim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

- Boşuna uğraşma göğe boyun yetişmez!

Duygu yıkıntılarından
Sağ çıkmışlara
İmlayı kendi atan dudaklardan
Kutup yıldızını seçebilen nadir gözlere
Kara kışta yazı yaşayabilenlerden
Sonbaharda düşen yapraklardan çok
Daldaki yapraklara bakmayı sevenlere
Okumayı bilen, bilmeyene bu saçmalığı ileten
Tüm güzel yüreklere
Yasmin’in (levy) ki kadar keskin bir çığlıkla merhabaaaaaaa!

Evet!
Merhaba.
Az bilinen manasıyla ‘’ benden size zarar gelmez ‘’ anlamında bir merhaba!

Adını herkesin bildiği ve herkesin pek yaşamadığı bir hastalık bu ruh hallerim.(Bu 24 yıllık. Pardon saat miydi?)

Mahalle bilimi (Elalem) ‘’Karamsarlık’’ diyor
Bense ‘’Düşünce esmerliği!’’

Ne kadar yalan!
Ne kadar gerçekse!
Her 15’ine gelen çocuklar
Bilmem kaçına kadar
Adetmiş gibi kapılıyor bu vebaya!

Ben çocuk muyum?
Sanmıyorum.

- Saçmalama İbrahim!

Peki ben adam mıyım?
Sen kimsin ki be!

(Bunlar kendime,
aldırmayın kendimle derdime)

‘’ Olmuyorsun biçilmiş bir kaftan
Kulakların anlamaz laftan! (sus)
Bölünmüşsün ikiye
Üç olmaya hevesin var.
Hevesin var
Konuşmak için, akıl sıçratmak için öbür taraftan. ‘’

Kafamdaki ses en iyisi sen sus.
Çok oluyorsun.

Çok yalnız 24 yıllı günden kalma çene egzersizleri galiba bunlar.
Nerden bilsinler
Herkes kendi dünyasında
Müteahhit cimri pencere takmamış.!!!!!!!! ( Aman haa – Haşa! )
Ya da herkes kör!
Kimse kimsenin dünyasına göz atamıyor.
Çıplak olmadıkça!

Parmak acıları ve alfabe ziyanlarından arta kalan köşe yazıları kadar ilgi çekmez herhalde bu saçmalık.

Ben okurum İbrahim!
Sen yazarken okudun, sus konuşma çık kenara. Anlatacak onca ünlü dert var mısralarımda.

Herkesin bildiği ama hiç kimselerimin bilmediği onca dert!

Şarkı aralarında akan gözyaşları, kalana-gidene yazılan saçma sapan alfabetik sevme yalanları.
Artıklı ve evde unutulan nutuklu düşünceler.
Daha
Daha
Daha
Onca şairden çalınmış anlam ustalığı.
( nerden buluyorsa(M) bu kadar saçmalığı )

Karamsarlıktan bir kanca bana.
Korkmayın! ( ben bir balığım taşımam yarına )

Kimse kimsenin yokluğunu unutmazken
Ben unutuldum.
Beni ben unuttum
Beni unutmayanlar olduğumu unuttu.
Nerden bileyim,
çekilip her yürekten
tüm rakamlarımın alınıp.
Adıma koca bir sıfır atılacağını.

Nerden bileyim?
Arkadaşlık dostluk töreleri nerde?

‘’Arkadaşlık orospu olmuş.
Parayla alırsın, git para kazan.’’

- Baban yok bence vazgeç
- Ne alakası var?
- Kirayı sen ödüyorsun! Baban değil.
- Paran yetmez!
- : ( Nerdesin Azrail?

İntikam mı güdeyim, kan davasına mı çevireyim?
Ya da!
Ya da ben manyak mıyım? ( Çözemedim )

Alın şu alfabeyi elimden-dilimden-beynimden!

Çok ağladım!
Bence biraz susup
Çokça gülmeliyim.

En iyisi şimdi siyaha bulanmış her şeyimi pembeye boyamak.

- Boşuna uğraşma göğe boyun yetişmez! ( Karamsarlık )


İbrahim BAYSU

22-08-2009 03-20

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___

http://ibrahimbaysu.wordpress.com

http://sr1603.blogcu.com/

13/9/2009 | Kategori: Feryadi Yurek | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Kadın Sanattır

Bej renginde, alt kısımları çürümüş
Pul-pul dökülen ahşap bir kapının ardında

Küçük beyaz elleri erkeğin paçalarında
Dudakları da, İtalyan ruganlarına yapışmış
Bir kadın ağlıyordu

‘’Gitme’’ diyordu kadın
‘’Beni bırakma’’
‘’Sensiz olmaz’’

Gurur bir köşeye itilmiş
Yavaşça silinip yok oluyordu

Okyanus ortasında kalmışçasına
Ağlıyordu tüm kadınlar
Tek bir kadında


Zaten ağlamak kadınlara erkekler tarafından çizişmiş kader değil mi?


Duman gözlü
Beyaz tenli
Ufak tefek bir kadın
Erkeğine ağlıyor… ‘’kal’’ diyordu

Duvarda hüzün boyalı
Ceylan derisi bir kadın maskesi
Dudaklar pembe bozması kahverengi
Afrika toprakları kadar susuz
Ama gözlerden aşağı ırmaklar iki yol çizmiş
Ten kayısı turuncusu
Biraz fakir
Biraz hasta
Yorgun ve yaralı

Kalbinde sözlerin tokadının izleri

Sanki ruhunu satmıştı minik beyaz elli kadına

‘’Gitme! Sevda bende’’
‘’Kuşların yükünü ağır etme’’
‘’Kal ne olur… erkeğim’’


Erkek, soğuk iklimlerin
Buz kesilmiş kayaları gibi
Sarsılmıyordu
Ne yüreğindeki fırtınalar sarstı
Nede gözyaşlarının sıcaklığı biraz sokulabildi
Bu kesilmiş bu kayaya

‘’Gitme! Sevda bende’’
‘’Kuşların yükünü ağır etme’’
‘’Kal ne olur… erkeğim’’

‘’Gecemi bağlamaz gündüze gidişin’’
‘’Asıp kaçamam hasretinden’’

‘’Çok çocuk kalbim’’
‘’Doğuramaz acılarını’’
‘’Kal gitme’’


Masal ardı saçmalık
Kadınlara ağlayan erkekten
Yazarın parmakları hafif ürkekten
Satırlar yürekten
Kaliteli kalitesiz savaşını unutmuş
Gece ardı huzursuz ve ıslak saçmalıklar


Bir Dorian daha kaydı
Bir Sibley’in hayatından

Acaba bu Dorian kendi portresinde
Acımasızlığını gördü mü?

Zavallı Sibley’in nefes alıp almadığından
Haberi var mı?

Kaçıncı sayfasında meşgul şimdi dorian hayatın?

Felix gibi
Henriette gibi sevemez miydi?
Kont bile yokken ortalarda

Lord’lar teselli palavralarınızı salıverin kafeslerinden
Yalan daima ilgi toplar
Size de bu yakışır




Saçları sabun kokan ve ortasında keskin bir yol beliren bir gençlikten arta kalan hayat. Bayramlarda şekerin tadında gizli saklı yaralarda yakadadır her zaman… dalan gözlerde acılı hatıralar ve bitmek tükenmek bilmeyen unutamama nöbetleri.

İçine birikmiş tüm acılar
Konuşamaz hiç hep susar
Konuşmaya kalksa dert kusar

Bayramlık elbiselerin tadını bilmeden yaşanmış yirmili yıllık yahut da daha üstünde geçen gençlik zamanları.
Acıdır kadının hayatı.
Kokusu keskin iticidir.
Kimyasal kokmaz.
Kendinden başkası yanına yaklaşmaz.

Bir el
Bir el araba
Bir el arabası
Yok!
Onun ardında
Dünleri toplayan
Zaman eskicisi
Sokaklarda canını sesine katıp
Eski dünler alınır diyen.

Aşık olmadıktan sonra geçen hiçbir an değer kazanmıyor.

Gözlerin her dalışına
Anılar bir zıpkın olur
Zayıf beden direnmez
Ama ölmezde
Yaşar hep
Yaşar gider
Mutluyken de yaşanıyorsa
Mutsuzken de yaşa denir
Ve yaşar insan

Pek başkadır artık öfkeler. Ne olgunluk kokar nede çocukluk.

Selamsız gelir selamsız gider. Kimse okşamaz başını yitik bir kadının. Bir yıldızı andırmıyorsa eğer.
Erkeklik kimyasallara bulanmış biyolojisi bozuk bedenlerde görünmeyen parmaklıklar ardında bırakmıştır ruhunu. Seve sevede müebbet ister.

Her çiçekten bal almak isteyen arı derler bazen, toplum sıfatına bürünmüş yalancı yalancılar topluluğunda ki pantolon giyen taklitçi sıfatsızlara. Ama arılar ilk çiçeklerine aşık olmazlar hiç. Onlar için tüm çiçekler birdir. Erkeklerle tek ortak yanları istediklerini alıp gitmeleridir. Ama arılar vefasız değildir. Her bahar başında beliriverirler çiçeğin tepesinde.

Evet, kadınlar çiçektir.
Ta ki koparılana kadar!

Ama erkekler asla arı olmamalı.

Kendisine hayvan denilince öfkeden çıldıran, kadınlar konusunda arı denildimi kabaran erkek. Arının da hayvan olduğunu unutacak kadar acizdir.

Bir bahçıvanlık olmak daima yeterlidir kadın için.
Kadın için insan olmak yeterlidir.
Unutulmamalı ki, dünya yükü parası da olsa tek göz bir kulübesi de olsa insan daima bahçıvandır zaten. Kendi dışına çıkıp kendine bakmayı öğrendikten sonra, her insan insan olma yolunda büyük adımlar atmıştır. Kendine insan demek istiyorsa eğer önce insan olduğunu görmeli.

Kadınlar
Erkekler
Birbirlerini çiğner geçerler
Gereksiz her şey bu iki cinstedir

Oysa insan olmak kafidir

Ademler Havvalar birbirlerine havlarlar
Göğü görmeyi unutmuş yalana musallat olmuş renksiz sevdaların ardında kaybolup giderler

Kadınlar daima pazuların gölgesinde kalmış.
Erkeklerin önyargıları altında ezilmiş tüm kadınlar.

Tüm kadınlar pantolon giyecek kadar cesur olmuşlar ama hiçbir erkek hakkıyla bir etek giyecek kadar cesur olamadı hala.


Kadın sanattır.
Kadın doğurur.


Dip not:
Anlamsızları anlayanlar anlam aramayacak kadar salaktırlar.

Bu yazınında bir ruhu var
Gözle görülmez elle tutulmaz
Karşısına geçip yüzüne bakılmaz

13 – 09 – 2009 02 – 01

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___



http://ibrahimbaysu.wordpress.com

http://sr1603.blogcu.com/
Gül Deme Bana!


13/9/2009 | Kategori: Can Canim Canimcim Cancagizim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Sabret

Sabret

Gece
Sözlerime gebe gezer
Gece
Sana şiirler yazar

Bilirsin tenim esmer!
Bugün düşüncelerim ne kadarda benziyor tenime.

Bu gecenin sonu yok
Arası uçurum gündüzle
Bakmamalı saate
Zaman sürgün
Bize uzak

Uzağız biz
Umutlara
Yarınlara
Ayrılık sözlerine sert bir tavır koymuş sevdalara
Uzağız

Gözler ıslak
Gözlerimiz ıslak!
Gölgelerim gezer
Ben kalkamam yerimden

Sıkılmış kendim kendimden
Hatırlamak istemez
Bakan göz görmez olmuş

Aldanmış
Aldatılmış
Gece

Gece sen ne uzunsun
Yoksa ben sabah mı bilmem?

Parmaklarım!
Parmaklarım saçlarını istiyor
İçime ak
Sıcağında sabah edeyim
Papatyam
Bırak toprağına kendimi katık edeyim

Yok!

Yok!
Gelme istemem

Dik durmadıkça
Adım adın olmadıkça
Gelme istemem

İstersen sabret

Ben akrep
Ben yelkovan
Gelip geçerim
Hiç durmadan
Bekleyişlerin durağında bekle sen
Sabret
Belki de ben gelirim

İbrahim BAYSU

09 – 09 – 2009 22 – 47

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___

13/9/2009 | Kategori: Sa_maliklarim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Belki Birgün

Geniş yuvarlak çekici kalçaları sütun gibi bacaklarının üstünde ve incecik belinin altında sağlı sollu kıpırdıyordu. Aysel’di bu. Camdan sokağı izliyor gelene gidene laf atıyordu. Gençliğinin ve diri vücudunun beslediği kendini beğenmişlik duygusu had safhalardaydı. Arkasından patron ana lakaplı Naciye’nin seslenip hadi kız müşteri var demesiyle irkildi. Geniş omuzlu iri yapılı kısa siyah saçlı bir adam vardı salonda. Orta yaşın sınırlarında dolandığı çok açıktı. Aysel; gel bakalım yakışıklı diyerek merdivenleri çıkarken, adam bir an duraksayıp seyrine daldı bu güzel kadının. Bu arada kapı çalmış patron ana kapıya bakacak kız kalmadığı için kapıya yönelmişti. Kapıyı açtığında oldukça genç çok güzel ve alımlı bir kadın vardı karşısında. Zayıf bir merhabanın ardından dudaklarından burada olmak istiyorum sözleri dökülmüştü daha içeri buyur edilmeden. Patron ananın aklı karışmıştı. Bu tarz bir hayattan azad edilmeyi bekleyen onca kadının olmasına rağmen böyle bir hayata adım atmak istemesi gerçektende kafa karıştırıcıydı.
- hoş geldin buyur
- hoş bulduk
- adın nedir?
- Ebru
- kaç yaşındasın?
- 25
- çok gençsin ve de güzel
- teşekkür ederim. Genç olan yaşım aslında
- anlıyorum
- peki burada bizimle olmak istediğinden emin misin? Nedir seni burada tutmak isteyen?
- aslında birçok şey ama pek kayda değer sayılmaz o yüzden boş verelim.
Genç kız bunları söyledikten sonra Aysel ve diğer kızlarda teker-teker odalarından çıkmaya başlamışlardı.
Sema Ebru’yu görüp aaa ne kadarda genç ve güzel diyerek yanlarına geldi. Semada orta yaşların sınırına demir atmıştı ve pekte güzel sayılmazdı ama kalp güzelliği taşıyordu. Onun bu güzel yanını bu kirli dünyada herkes bilirdi.
O bu derken Ebrunun başına üşüşmüşlerdi meraklı bakışlarla.
En son Aysel geliyordu. Ağzının kenarlarından cehennem akıyordu sanki. Bir sürü küfür edip yaklaşıyordu. Bunu duyan kızlar yine gülüşmeye başlamıştı.
Hande;
-ne oldu kız, yinemi kıl yumağı çıktı diyerek takıldı Aysel’e.
Aysel öfkeyle;
-sorma ya ter kokusunu çekmekten canım çıktı. Ayı gibi böğürüyordu resmen.
Patron ana da bu konuşmalardan sonra gözlerini Ebru’ya çevirip hafifçe tebessüm ederek.
-Bu daha işin tozu dumanı, daha neler var neler dedi.
Ebrunun surat ifadesi gurur kadar dik duruyordu. Gözünü korkutan pek bir şey değilmiş gibi aldırmaz bakışlarla alaycı bir tebessümle yetindi.
Bu sır gibi kadının, içinde define barındıran topraklar kadar çekiciliğine rağmen kendini avcıların eline atması çok kafa karıştırıcıydı. Her söze pat diye cevap veren ve hiç duraksamayan patron ana bu kez kızların söylediklerine tepkisiz kalıp uzunca dalıyordu.
Kızlar teker-teker tanıştıktan sonra Ebru’nun ilgisini patron ananında beklediği gibi Aysel çekmişti. Onunla daha çok konuşuyor ve sorular soruyorlardı birbirlerine.
Patron ananın içinde konduramadığı uyarı sinyalleri var ve çok tedirgin oluyordu.
Böyle ansızın güzel bir kadının bu tarz bir batağa severek ve isteyerek saplanması akıl işi değildi. Ama zaten uzun süredir sürekli gelen müşterilerin yeni bir kız bulsan sözleri aklına geldikçe içten içe mutlu olmuyor da değildi. Kazanabileceği müşterileri kafasından hesaplıyor adeta para konusunda bir basamak daha yukarı çıkacağını seziyordu. O bu düşüncelere dalıp gitmişken kızlar dağılmış Aysel ve Ebru’da cam kenarına geçmiş laflıyorlardı.
Aysel Ebru’ya bulundukları yerin özelliklerini kazanabilecekleri parayı ve türlü-türlü şeyleri anlatıyordu. Arada hayallerini de katmıyor değildi. Aysel’de bu hayattan pek memnun sayılmazdı. Oda şaşırmıştı Ebru’nun durumuna. Gerçekten çok kafa karıştırıcıydı. Ama Aysel genelde uzatıp kafaya takmaktansa kısa tutup fırlatıp attığı için bu konunun da üstüne durmamıştı ya da öyle görünüyordu. Hiç olmadığı kadar sessizliğe bürünmüştü oda. Aralarda dalıyor sessizce düşünüyordu. Hayallerinden bahsetmeye başlamıştı ki, patron ana birden yüksek sesle ağzından damlayan küfürbaz cümlelerle daldı sohbetin içine. Aysel yaşamak istediği hayatı anlatıyordu. Patron ana Ebru’nun gözlerinin içine bakarak Aysel’e üstüne basa-basa ya bu hayata girmeyecektin ya da mecburen kalmayı bileceksin diyordu. Saatlerde akşamın yüzünü yalamaya başlamıştı çoktan. Gün yarının elini öpüyordu artık. Müşteride gelmemişti. Kızlar odalarına girip yorgun hayatlarının yorduğu yorgun bedenlerini yataklarına bıraktılar. Hepsi başka bir dünyada bedenleri bu günah evinde yaşamaya mahkumken. Ebru’ya bir oda veren patron ana, herkesin uyumasını beklerken liseli aşıklar gibi kıpır-kıpır olmuştu. Nihayetinde gece olup herkes uyumuştu. Patron ana hemen telefon başına geçip müjdelerini dağıtıyordu müşterilerine. Ardı ardına randevuları alıyor, sanki kasasına tomarla para atar gibi seviniyordu. İçindeki korkularsa gece gibiydi. Gecenin de gündüzü vardır diyerek takmıyordu kafasına. Yatağına uzanıp günün en karlı misafirini ağırlamanın verdiği mutlulukla uykuya dalmıştı.
Sabahın ilk ışıklarında uyanıp yorucu bir güne uyandırıyordu kızları. En son Ebru’yu uyandırmak istiyordu. O bu derken herkes uyanmıştı. Ebru’nun odasının önüne gelip kapıyı çaldı ama ses gelmiyordu. Dayanamayıp Ebru giriyorum dedi ve kapıyı açıp içeri girince odanın boş olduğunu gördü. Oda Ebru’ya verildiği gibiydi. Hiçbir eksik yoktu Ebru’dan başka. Yatağın üstünde beyaz bir kağıt ilişti gözüne. Bir nottu bu. Hemen alıp okumaya başladı.
Notta şöyle yazıyordu;

Merhaba anne, ya da patron ana. Dün seninle, senin gözlerinle baktım dünyaya ya da bakmak istedim. Senin verdiğin gözlerle sana baktım. Tanıyamadın ve ben bir kez daha öldüm. Yanmaya yanmış gönlüm bir kez daha yanmıştı. Sen buralara patron olmuş benim annemdin. Burada olmak istemem için pek kayda değer bir şey yok demiştim ya. Meğer öyleymiş. Haklıymışım. Şimdi senden uzaklara gidiyorum. Sanki bugün doğmuşçasına ve ölmüşçesine kaçıyorum her şeyden. Biliyor musun babamı hiç öpmedim ben. Hiçbir erkek değmedi ellerime. Belki sana değmiştir diye elleri. Hiç dokundurmadım kendime. Babama hiç inanmadım ben. Seni sevmiyor diye yalan söylüyor senin için dedim hep. Aslında ben hiç inanmadım sana bir parçamdan başkasının dokunduğuna. Aslında buraya ölmeye gelmiştim. Ve yaptım da. Sen aldırma. Acımasın canın. Hiç görmediğim annem kaldın hep öyle de kalacaksın patron ana. Öyle kalacaksın.

Odanın hiçbir eksiği yoktu ama şimdi çok fazlalığı vardı. Havası ölüm, her köşesi cehennem olmuştu. Bir evladın çığlıkları paramparça etmişti her yanı. Gözyaşları tırnaklarını sonuna kadar geçirmişti duvarlara.
Hiçbir eksiği yoktu odanın. Ama şimdi bir anne ve kızının cansız bedeni fazlaydı bu odada.
Kimse görmüyor kimse duymuyordu ve hep öyle kalacaktı.

02 – 08 – 2009 04 – 14

İbrahim BAYSU

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___

20/8/2009 | Kategori: Oykulerim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Yaşı Büyük Yaşımın ( Devlerde Ölürmüş )

Okumaya başladın sana bir merhaba!

Bir elin on parmağını geçemeyen mutluluklarla yaşıyor. Çoğula vurduğum cümle sonlarındaki benlerin hepsi.
Gözlerimin içine bakmaktan korkan dostlarımın utancı bile benim ruhumun astarına saklanmış.

Düşürdümü tam düşüren yücelttimi göğü bile ezdiren Rabbin eseri bu ben.
Hiç bilmiyorum aslında neden çamura bulanmış diz altlarında geziyor.
Kalbinde kalpsizliği yeşertmeye zorlanmış. Gülmeye dair doğmak bilmeyen bir hasretin sancılarında kıvranan benlik aslında yaşamak benim için. Bir gün gözlerimin içine bak demek belki kendime güvenmek. Belki pazularımı sıkıp hayata doğru ‘’senden daha güçlüyüm’’ diyerek kafa tutmak direnmek benim için. Gösterişten ibaret yarını asılsız dünyada yaşamak ne kadar tat veriyorsa deliler içinde akıllı kalmış birine.
O kadar tat alıyorum bende işte yaşamaktan.
Kim bilir?
Belki de aynı şarkıyı söylemekten bıkıp isyan bayraklarında ki hürlük benimkisi.
Hiç bilmiyorum!

Amacım amaçlarım hangi hayalin hangi dallarında sallanıyor bir bulamadım. Soğuk veya sıcak hiçbir farkı olmadan sırtımda gezmeyen, saçlarımı tel-tel saymayan bir elin yokluğu beni nasıl böyle uzayıp giden bir acıya sürükledi bilmiyorum, anlamıyorum da.

Varsın bu hikaye babasız bir şaire kalsın.

Ben bile gözlerime bakmaktan korkuyorken, kafamı nasıl kaldırıp da başka gözlerde kendimi görebilirim. Ellerim cebimde meteliksiz şekilde mutluluk sınırlarında akşam ederken elbet benimde vardır bir iki hayalim. Hayatın karartısından gizlice kurulmuş.

Gözlerime bakmayın onlar çok kara bu aralar.

Yuvaları kapkara.

Bekleyişler ne kadar sabırlıysa bende o kadar direniyorum. Hiçbir anlaşmada umut kokulu bir yarında güleceksin yazmasa da, ben kendi züğürt tesellilerimde bir çocuk gibi aldanmaktayım. Umudun önüme sunduğu yalan umutlarla.

Mutluluk!
Ah sen çırılçıplakken utanır bakmazdım hani. Şimdi toprak sarmış seni bu kez de bakamıyorum.
Sanırım ben seni görmeyeceğim.

Her şeye doğru bir adım atarken, kemikleri çürümüş mutluluktan bir tıkırtı bekleten bu umut sanki benimle dalga geçiyor.
İçimde yalanlarla sevişmekten bıkmayan direncimi parça-parça etme hevesleri her dakika can bulurken, ödlek bir tavuk olan yumruklarım neden hayatın yakasına yapışmıyor anlamıyorum.
Gerçekten sinir harplerinde beni çileden çıkartıyorlar.

‘’Hepsi geçecek mutlaka geçecek sen yürü bekleyip çürütme umutlarını’’ diyen umutlarla dolu kafamın içindeki düşünceler neyin peşinde kestiremiyorum.
Kafamı taşıyan ben içinde olmayanda ben!

Ben neredeyim?

Kimim ben?

Kim oluyorum?

Haddim nedir?

Halimi bilen var mı?

Kaçıncı urgan bu çıkarıp attım!
Bilen var mı?

Ya takanlar!
Onları tanıyan yok mu?

Çok mu geldi bu kadar soru işareti ve ünlem?
Canınızı mı sıkıyor bu söylemlerim?
Sesimi duyan kalsın can taraflarımda.
Duymayanlar sizi zaten takmıyorum.

Artık canım yanmıyorsa!
Kimin canı yanıyor?

Annemin mi?
Babamın mı?

Yok!
Babam
Olmaz
O öldü!

Devlerde ölürmüş!
BABAM ÖĞRETTİ!

Yoksa!
Yoksa sevdiklerim mi?

Olmaz!
Olamaz!!
Olmamalı!!!
Onlar birer kırıntı
Daha bir araya getirmeliyim
Tadına varmak için yapmacık hayallerin

En iyisi boş vermek
Ben kaçışların ardındayım.
Kaçışlar benim önümde.

Burada bitti
Şimdilik elveda!

17 – 08 – 2009 03 – 43

Siz siirlerimi okurken aglıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___

İbrahim BAYSU

ibrahim baysu[/caption]

19/8/2009 | Kategori: Ben Ve Ben | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Gel de bana

Gel de bana

Geziyorum İstanbul’da
Ayaklarım sağa
Ben sola
Gidiyorum işte
Savrula-savrula
Rotasız ve sensiz
Başım kayıplarda geziyorum
İstanbul büyük diyorlar
Her tarafı tanır oldum oysa
Meğer bana çok küçükmüş
Boğulacak gibiyim
Çok dar geliyor buralar
Sanki peşine takılmış tüm nefesler
Gitmiş seninle
Her şey aynı
Herkes aynı
Dalgalar kıyıları tokatlamakla
Balıklar Eminönü’nde ekmek arasında
Martılar aş
İşçiler aş
İnsanlar telaş içinde
Her köşesi aynı İstanbul’un
Herkesin derdi
Aynı dert
Bir yerlere yetişme telaşında tüm insanlık
İstanbul’u unuturcasına
İstanbul’lu olmuş herkes
Bense kendime bile yabancıyım
Dar tarih sokaklarından
Geniş mi geniş kenar mahalle sokaklarına kadar
Sensiz gezerken
Galata kulesine çıkıp
Seni aradı gözlerim
Karınca misali insanlar arasında
Hiç kimsenin birbirinden farkı yoktu
Meğer her karınca birbirine benzermiş
Kraliçe kadar
Hiç biri farklı değilmiş benim için
Şimdi anladım
Kraliçeyi aradığımı unutmuşken

Birde akşamları var
Sen sarhoşluklarının
Ezbere bildiğim tüm şarkıları unutturan
Ne kadar görsem de
Dört gözle kör eden
Aysız,
Keyifsiz,
Bensiz ve sensiz akşamları

Takvimler baharı gösterirken
Tüm mevsimleri kışa çeviren
Sen yokluklarında
Güneşi arar gibiyim
Bulut arkalarında.
Vurmuşken tüm mevsimler kışa

Değse gözlerinin ışıltısı içime
Sanki her tarafı ilkbahar kuşatacak

Bir film yalnızlığı kadar vahim benim yalnızlığım
Sanki Tanrı bile yokmuşçasına
Sen yokluklarında

Ad konulamayan
Tarifi yapılamayan
Çoookkça şeyin bir arada olduğu
Yalnız tek bir şey bu
Seni özlemek mi?
Seni sevmek mi?
İnan ben koyamadım adını

İstanbul bile bana küçük geldiyse
Ne kadar uzakta olursan ol
Tutuştur yeter ki adresini ellerime
Takıp tüm rüzgarları peşime
Savrula-savrula
Yana-yana kavrularak geleyim
Sana
Geleyim ki gör
Ben sensiz ne haldeyim

Sana geleyim
Dilimde bin şarkı şiir
Ardımda sen dolu
Binlerce demenin az olduğu
Sayısız hayalle.

Artık
Ağzım kulaklarıma değerken aksın tüm gözyaşlarım
Kimin var dediklerinde
Dünyam var benim diyeyim
Yeter ki
Tutuşur adresini ellerime
Sana geleyim

Bilmem bu hasret biter mi.
Beklemeye ömür yeter mi.
Bir gel desen
Bir saniye durmaya gücüm yeter mi?
Hiç bilmem

Sen yeter ki
Gel de bana

15 - 07 - 2009 11 - 19

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___

BAYSU İbrahim

26/7/2009 | Kategori: Can Canim Canimcim Cancagizim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Bir Sultan İçin İçimden

Bir Sultan İçin İçimden

Üstüme kapanırdı gece
Ve yorgan altında
Karma karışık hayallerle ağlardım
Ben sana ağlardım

Düşünürdüm tutabilmeyi ellerini
Aklımdan çıkartamazdım
Seni seviyorum diyebilmeyi
Ben hep sana ağlardım
İçim aç
İçim yangın
İçim hasta
İçim yanar hasretinle
Değsen içime gözlerinle
Olur olmadık depremler sarsar içimi
Böylemi olacaktı ömrüm
Hep seninle
Ama sensiz
Şimdi çok üşüyorum
Bedenim sıcacık
Ama içim yapayalnız
Ve soğuuukk
Bir çocuk ağlıyor içimde
Dizlerinde kanayanlar
Adları sen
Benimse içimde birikiyor tüm gözyaşlarım
Ve sensiz bir sabaha daha açarken gözlerimi
O kadar çok umutsuzum ki
Koşup gelecek adresin bile yok
Halbuki sen içimdeyken
Bana bir hayal kadar yakınken
Benden çoook uzaktasın

Üstüme kapanırdı gece
Ve yorgan altında
Karma karışık hayallerle ağlardım
Ben sana ağlardım

Kaçıncı mısrasında ağlamaya başlıyorum
Ya da kaçıncı hecesinde ölüyorum ben
Sana yazdığım itiraf mektuplarımın
Seviyorum diyememişliğimin içimdeki yangınları
O kadar kor ki
Adını dilime düşürüp seni bana çağıramamanın
İçimdeki ıstırabı o kadar perişan eyliyor ki beni
Yaşamak sadece bir taklitten, rol yapmaktan ibaret artık
Sırf üzülmesin diye annem
Biliyorum olmayacaksın bekli de hiç
Belki uzaktan bile düşemeyeceğim gözlerine
Eriyip bitmeyeceğim kollarının arasında
Ama vazgeçmeyeceğim seni sevmekten
Seni düşünmekten
Seni sevmekten uzaklaşmayacağım
İstediği kadar aksın ömrüm sensiz
Bir gün ama bir gün
Söz veriyorum bir gün
Senden önce gidip
Bekleyeceğim
Beyazlar içinde seni
Cennet kapısında


Noktası olmayan ve asla da atılmayacak en sevdiğim cümlem!
Bir Sultan için içimden...

25 – 04 – 2009 19 - 34

Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___


Sesli olarak dinlemek için tıklayınız
http://www.youtube.com/watch?v=ZO9xz474FUI

19/6/2009 | Kategori: Feryadi Yurek | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Severcesine Sev Beni

Severcesine Sev Beni
Gel buluşalım,
param yok ama!
Var ama sadece 2 lira,
iki simit ikide çay olur.
Ne dersin gelir misin?
Düşen susamlarda dilek tutalım,
açma poğaça dileyelim.
Çay bahçesinde,
eski tahta bir masada yudumlayalım çayımızı.
Gelir misin?
Birde kalemim var cebimde,
çaycı görmeden adımızı yazarız masaya.
Ortasına birde kalp çizeriz.
He ne dersin gelir misin?
 
16 – 05 – 2009      00 – 57
 
Siz şiirlerimi okurken ağlıyorsanız ben yazarken ölüyorum…
sR___
Senin olmadığın bir an'da
Benim olmadığım bir an'da

14/6/2009 | Kategori: Can Canim Canimcim Cancagizim | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |